Görsel Tasarım ve Yazılım: İmza Bilişim evden eve nakliyat evden eve nakliyat
|
|
1 |
|
| 58 |
| Ayrıntı | |
|
| 182 |
|
| 49818 |
|
| 195710 |
|
| |
G-20 Zirvesi'ne katılmak üzere Washington'da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Ulusal Basın Kulübü'nde bir konuşma yaptı.
Dünyanın en önemli basın kuruluşları arasında bulunan Ulusal Basın Kulübü'nde konuşma yapan Başbakan Erdoğan, Obama döneminde de ABD ile çok yönlü işbirliğini sürdüreceklerini söyledi. Başbakan Erdoğan, "Öncelikle yaklaşık yüz yıllık geçmişiyle dünyanın en önemli basın meslek kuruluşlarından Ulusal Basın Kulübü'nde tekrar sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum. Sözlerime küresel ölçekte siyasi ve ekonomik bunalımların yaşandığı bir dönemde ABD başkanlık seçimlerini kazanan Sayın Obama ve ekibini kutlayarak başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi ABD ile ilişkilerimizin tarihi çok eski. Yarım yüzyılı aşan bir süredir iki yakın müttefik ve stratejik ortak olarak yakın işbirliği yapmaya devam ediyoruz.
İnsanoğlunun hayatını ve çevresini tehdit eden siyasi, ekonomik ve kültürel gelişimini engelleyen küresel veya bölgesel sorunların çözümü için bizler birlikte hareket ediyoruz. Özgür ve demokratik milletler camiasının ortak değerlerini korumak amacıyla sürekli dayanışma içindeyiz. Geleneksel olarak sadece jeostratejik önemi üzerinde durulan Türkiye bugün geniş bir coğrafyada küresel ve bölgesel sorunlara önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu sayede Türkiye barış ve istikrar arayışlarında katkıları hissedilen bir ülke olarak ABD için güvenilir bir ortak olmaya devam edecektir. Küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne yönelik müşterek çabalarımız bundan sonra da sürecektir. Bugün dünyamızı tehdit eden bütün sorunların temelinde yoksulluk, cehalet ve adaletsizliklerin yol açtığı çatışma kültürü yer almaktadır. Yeni bir paylaşım düzenine, farklı kültür havzaları arasındaki ön yargıların aşılmasına, bir arada yaşama kültürünün yaygınlaştırılmasına, daha çok adalet, özgürlük, sevgi ve hoşgörüye ihtiyaç duyduğumuz açıktır. Ortak düşmanımız bu itibarla yoksulluk, cehalet ve adaletsizliklerden beslenen nefrettir, şiddettir, terördür, çatışmacı yaklaşımlardır. Diyorum ki gelin düşmanlığa düşmanlık yapalım, nefretten nefret edelim, ön yargılara karşı bizde ön yargılı olalım.
Dünyamızı bir yangın yerine çeviren şiddet ve terörü hiçbir şekilde mazur görmeyelim, hiçbir şekilde cesaretlendirmeyelim. Başkalarının acısında mutluluk aramayalım. Bu konuda ortak ve kararlı bir duruş sergileyelim. Unutmayalım ki herkes için adalet, herkes için refah, herkes için güvenlik sağlanmadıkça dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse adalet, barış ve huzur bulamayacaktır. Ortak düşmana karşı ortak mücadeleden başka bir yol göremiyorum. Barış, refah ve güvenliği küreselleştirmeden şiddet, nefret ve çatışma kültürünün küresel bir tehdit olmaktan çıkarılması mümkün değildir. Bu bakımdan ilişkilerimizin ve işbirliğimizin stratejik ortaklık ve ortak vizyonumuz temelinde daha da geliştirilmesi ve derinleştirilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Zira ilişkilerimiz sadece ülkelerimizin ulusal menfaatleri bakımından değil geniş bir bölgedeki barış ve istikrar açısından da hayati önem taşımaktadır. Türkiye olarak biz bu amaçla her türlü gayreti göstermekte kararlıyız. Siyaset ve güvenlik alanlarına ilaveten son dönemde giderek artan, gelişen, çeşitlenen ekonomik, sosyal ve ticari ilişkilerimizin, kültürel ilişkilerimizin, somut adımlarla desteklenmesi için çaba göstermeye devam edeceğiz. Küresel ve bölgesel sorunlarım çözümlenmesinde geçmişte olduğu gibi Sayın Obama'nın liderliğindeki yeni ABD yönetimiyle de çok yönlü işbirliğimizin önemli olduğuna inanıyorum. Tabiatıyla yeni ABD yönetiminin bizim için hayati önem taşıyan konulardaki hassasiyetlerimizi dikkate alması da beklentilerimiz arasındadır. Zira bulunduğumuz bölgenin çok çok önemli aktif bir rol üstlenmiş ülkesi olarak zaten böyle bir durumumuzun olduğu da açıktır. Bu ikili ilişkilerimizin selameti bakımından olduğu kadar barış ve istikrar bakımından da önem taşımaktadır. Bu bağlamda Sayın Obama'nın bölücü terör örgütü ile olan mücadelemizde ABD tarafından verilmekte olan desteğin devam edeceğini açıklamış olması memnuniyet vericidir. İnanıyorum ki karşılıklı ziyaretler vesilesiyle tekrar tekrar teyit edilen ülkelerimiz arasındaki işbirliği ve dayanışma ruhu önümüzdeki dönemde de ilişkilerimizin temel taşı olmaya devam edecektir. Bildiğiniz gibi G-20 Zirvesi vesilesiyle Washington'da bulunuyorum. Gelişmiş dünya ekonomilerinin finans piyasalarında başlayan ki bazıları buna özellikle ekonomik diyor ama bu çok açık net finans piyasalarındaki bir krizdir ve giderek buradan reel sektöre yayılan bu kriz tüm dünya ekonomilerini bu nedenle etkisi altına almaya başlamıştır. Krize doğrudan katkısı bulunmayan ve nüfuslarına oranla küresel refahtan sınırlı pay alan ülkeler sınırlı dayanma güçleriyle krizin an masum ama en ağır kurbanları olmaktadır. Bu noktada özellikle dünya ekonomisine yön veren ülkelere önemli görevler düşmektedir. Uluslar arası finans piyasalarını güvene kavuşturacak acil tedbirler alınması uluslararası denetim organlarının daha sağlıklı ve etkin bir mekanizmaya kavuşturulması aciliyet arz etmektedir. Elbette alınacak tedbirler sermaye artışına, sermaye akışlarına yeni engeller çıkarmamalıdır. Ticarete engel konulmaması ve korumacı eğilimlere karşı çıkılması bu krizin etkilerinin hafifletilmesi bakımından bana göre son derece önemlidir. Doha ticaret müzakerelerinin bir an önce de başarıya ulaştırılması da dünya ticaretinin serbestleştirilmesine hizmet edecektir. Krizin uluslararası işbirliğinin en yüksek düzeyde ve mümkün olan en geniş temsiliyet oranıyla sağlanarak aşılabileceğine inanıyoruz. Bu noktada dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 90'ını, dünya ticaretinin yüzde 80'ini ve dünya nüfusunun 3'te 2'sini temsil eden G-20 ülkelerinin katkıları büyük önem taşımaktadır. Bu güne kadar toplantıları bakanlar düzeyinde yapılan G-20'nin bu kez Washington'da devlet başkanları, hükümet başkanları düzeyinde toplanıyor olması G-20'ye ilişkin bu düşüncemizi teyit etmektedir. Zirve toplantısından beklentimiz krizin gerçekçi ve dürüst bir analizini yapabilmek ve üzerinde öncelikle çalışılması gereken konuları belirleyebilmektir" diye konuştu.
AK PARTİ İKTİDARINDA TÜRKİYE'NİN DURUMU
AK Parti iktidarı süresince Türkiye'nin geldiği durum hakkında bilgiler veren Başbakan Erdoğan, "Bildiğiniz gibi Türkiye olarak 2001 yılında karşı karşıya kaldığımız ağır ekonomik krizi yürürlüğe koyduğumuz sıkı mali önlemlerle ve yapısal reformlar sayesinde başarıyla atlattık. G-20 üyesi olarak hepimizin hayatlarını yakından etkilemekte olan bu krizin aşılması için bizler de tecrübelerimizi diğer dostlarımızla paylaşmaya hazırız. Türkiye Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinin de katkısıyla son 20 yıldır köklü bir değişimden geçmektedir. Bu demokratikleşme, insan hakları, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim gibi alanlarda kapsamlı gelişmeler yaşanmıştır bu arada. Özellikle de ekonomik ve mali alanda uygulamaya koyduğumuz yapısal reformu Türkiye son yıllarda örnek bir performansla sergilemiştir. Türkiye ekonomisi 2003-2006 döneminde ortalama yüzde 7,3'lük büyüme oranıyla, aynı oranda yüzde 4,7 büyüme kaydeden küresel ekonominin çok üzerinde bir performans göstermiştir. 2007 yılında yapılan seçimlere küresel düzeydeki mali dalgalanmalara rağmen ekonomimiz yüzde 4 civarında büyümüştür. 1995-2001 dönemi ortalaması yüzde 71,6 olan enflasyon oranımız iktidarımızla birlikte aldığımız tedbirler neticesinde 2002-2007 döneminde ortalama yüzde 13,6 olarak gerçekleşmiştir. Büyük bir titizlik ve ciddiyetle uyguladığımız ekonomik reform programı çerçevesinde mali sektörü yeniden yapılandırdık. Özel sektör odaklı büyümenin önünü açtık. Devleti ekonominin, ticaretin içerisinden adeta tamamıyla çektik. 2006 yılında 7214 dolar olan kişi başına gayrisafi yurt içi hasılamız 2007 yılında 9305 dolara yükselmiştir. Doğrudan uluslararası yatırım girişi 2007 yılında 22,3 milyar dolara ulaşmıştır. Keza 2006 yılında 85,5 milyar dolar olan ihracatımız 2007 yılında 107 milyar dolara, şu anda ise 133 milyar dolara ulaşmıştır, ve bu artarak devam etmektedir. Kaldı ki kişi başına gayrisafi yurt içi hasılada da durum çok daha ilginç bir noktaya geldi. Bizim belirlemiş olduğumuz hedef 10 bin dolardı, bunu da aşmış bulunuyoruz. Bir başka tabi vermem gereken rakam o ad şudur, Türkiye 79 senede iktidarımıza kadar, gayrisafi yurt içi hasıla itibariyle 230 milyar dolara ulaşmışken burada 4,5 yıl içinde bunun üzerine 429 milyar dolar ilave etmek suretiyle 2007 sonu itibariyle 659 milyar dolara ulaştık. Şimdi ise 2008 sonu itibariyle 750 milyar dolara doğru gayri safi yurt içi hasılamız gidiyor, büyük ihtimalle de 750 milyar doları aşabiliriz. Tabii bütün bu gayretlerle bir gerçeği ortaya koymak istiyorum, bu Türkiye'nin yakaladığı heyecandır.
Türkiye'nin dünya sıralamasında 17., AB'ye üye ülkeler itibariyle de 6. büyük ekonomiye sahip olduğunun rakamlarıdır. Sadece bu rakamlar bile Türkiye'nin yükselen piyasa ekonomileri arasında neden yer aldığını yeterince açıklamaktadır. Hükümet olarak yürürlüğe koyduğumuz kapsamlı ekonomik reform programımızı aynı titizlik ve disiplinle bundan sonra da uygulamaya devam edeceğiz. Amacımız büyümenin sürdürülmesi, mali disiplinin korunması, makro ekonomik dengelerin muhafazası, yeni istihdam imkanlarının oluşturulması, para ve döviz piyasalarında istikrarın devam etmesidir. Gerçekleştirdiğimiz reformların ve neticelerinin özellikle bu küresel finans krizi ve onun yansıması olan ekonomik kriz ortamında umutlu ve iyimser olmak için haklı bir neden, çıkış yolu arayan ülkeler için de iyi bir örnek olduğuna inanıyorum. Küresel bu krizin sona ermesi, etkilerinin ortadan kaldırılması için gösterilen çabaların bir an önce başarıya ulaşmasını tabii ki temenni ediyoruz. Ve bunun için de yarın bir araya geleceğimiz
tüm devlet başkanlarıyla, hükümet başkanlarıyla bunun müzakeresini yapacak, hep birlikte inanıyorum ki tüm liderler olarak nasıl bir çıkış noktası bulunacağını orada belirleme fırsatını yakalayacağız. Tabii ki bütün ülkeler olarak gelişmiş, gelişmekte olan ülkeler, bir de ne yazık ki yoksul, geri kalmış ülkeler noktasında ortak bir çalışmayı yürütmek ve bütün bu çalışmalarla geri kalmış ülkelerin buradaki sıkıntılarını çok daha asgariye indirmek ve onları bu süreçten en az bedelle, faturayı onlara kesmeden bu süreçten onları çıkarmaktır diye düşünüyorum" diye konuştu.
SORU CEVAP KISMI
Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. Erdoğan'a yöneltilen soruların başında ABD başkanının değişmesinin iki ülke arasındaki ilişkilere ne şekilde yansıyacağı geldi.
Ulusal Basın Kulübü'nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Erdoğan'a en çok yeni ABD Başkanı Barack Obama'nın göreve başlaması ile iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl bir boyut kazanacağı yönünde sorular soruldu. Erdoğan konuşmasında da yer verdiği ve Obama'ya bir mesaj olarak değerlendirilen açıklamalarına ilişkin olarak, ABD'nin dünyadaki konumu itibariyle bundan sonraki süreçte küresel barışa ne gibi katkılarda bulunacağının sağlam dayanaklarını tespit ederek bu süreci hızlandırmasını beklediğini kaydetti. Erdoğan, "Mesajları aslında Türkiye'den verdik. Yeni bir mesaj nedir diye sorulacak olursa, inanıyorum ki ABD'nin dünyadaki konumu itibariyle bundan sonraki süreçte de küresel barışa ne gibi katkılarda bulunacağının sağlam dayanaklarını tespit ederek bu süreci hızlandırması olacaktır. Dünya barış istiyor. Dünya savaş istemiyor. ABD'nin konumu tabii çok çok farklı ve 21'inci asra girerken bu iddiayla girdik. Bunun önderliğini de Amerika çekiyordu.
Öyleyse bu süreci uygulamaya yansıtmak ve küresel barışı sağlamak gerekir diye düşünüyorum. Obama'nın sorumluluğu herhalde hepimizden çok daha fazla'' dedi.
ABD Başkanı George W. Bush ile yeni başkan Obama arasında bir kıyaslama yapılması istenen Başbakan Erdoğan, "Tabii ben seçim meydanlarında söylenen sözlere göre pek değerlendirme yapmayı seven bir siyasetçi değilim. Sayın Obama'yı uygulamada göreceğiz. Bu uygulamanın ne kadar kolay ne kadar zor olduğunu çok daha yakından göreceğiz. İki stratejik ortak olarak ülkelerde liderler, iktidarlar değişebilir, ama yarım asra yakın ittifakı olan Türkiye ve Amerika'nın bunu başarıyla götürmesi gerekir diye düşünüyorum. Böyle inanıyorum, inanmak istiyorum. Sayın Obama'nın kendi ilkeleriyle alakalı. Kendisinin başta ülkesiyle alakalı bir takdiri, yetkisidir. Her ülkenin kendi atmosferi içinde yapacağı değerlendirmeler vardır. Biz kendi ülkemizde bu tür uygulamaları farklı değerlendiririz, ABD farklı ortaya koyabilir. Değerlendirmeye girersem yanlış olur diye düşünüyorum'' dedi.
Küresel ekonomik krize karşı G20 Zirvesi'nde bir araya gelen gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında dengenin nasıl sağlanacağı yönündeki bir soruya Erdoğan, G20 ülkelerinin ''gücün temsil edildiği ülkeler'' olduğunu ve bunun ekonomik verileri içeren rakamlardan görülebileceğini belirtti. Erdoğan, "Bu işin dengelenmesinde, bir çıkış bulunmasında G20 toplantısının Avustralya'nın da böyle bir talebi var. O da G-0 toplantılarının liderler nezdinde toplantılar olarak devam ettirilmesinin teklifi var.
Değişim olması sebebiyle önemli bir adımdır. İçini doldurmak da hepimizin görevi olacaktır. Beklentiler çok yüksek, ne denli çözüm çıkar onu da göreceğiz'' ifadelerini kullandı.
Başbakan Erdoğan, krizden çıkış yolu konusunda farklı teklifler olup olamayacağını bilemediğini ancak Türkiye olarak kendi tekliflerinin bulunduğunu vurgulayarak, "Belki örtüşen teklifler olacak. Belki farklı teklifler olacak. Hangileri örtüşüyor, hangi farklılıklar var göreceğiz. Türkiye olarak en önemli düşüncemiz, bir defa denetim mekanizmalarının bundan sonra da şu anda da iyi çalıştırılması teklifimiz söz konusu. Bu, uluslararası bazda da önem ifade ediyor. Bir diğer konu, özellikle gerek IMF, gerek Dünya Bankası olarak neler yapılabilir, ele alınmasında fayda görüyorum" şeklinde konuştu.
Bu arada Türkiye'nin 2001 yılındaki krizde finans sektöründe ağır bir fatura ödediğini kaydeden Erdoğan, ''Şuanda krizi yaşayan ülkelerde bankaların çok ağır faturaları var ülkelere. Bankaların devletleştirildiğini, devletin el koyduğunu görüyoruz. Şu anda bizim böyle bir sıkıntımız yok, görünmüyor. 2001'de gördük. Kredi geri dönüşlerinde yüzde 35'lere varan dönüşler vardı. Yüzde 5'lere kadar kredi dönüşü söz konusu. Çok daha temkinli bir noktada olduğumuzu görüyoruz. Bunu sıkı tutacağız ve tavsiyelerimiz arasında yer alıyor. Güçlü olanların güçsüz olanları destekleme noktasında bir kredinin açılması süreci önem arz ediyor diye düşünüyorum. Yarın bir karar çıkarsa bu yönde, o ülkelerin geleceği için isabetli adımlar atılmış olacaktır'' dedi.
Kredi değerlendirme şirketi Standard and Poors'un, Türkiye'nin reytingini düşürmesine ilişkin olarak Başbakan Erdoğan, "Şuanda aynı kurumun, kısa bir süre önce arkadaşlarımızla görüşmelerde olayı farklı yansıtırken, böyle bir açıklama yapmış olmasını anlamsız buluyorum. Hazırladıkları raporda yaklaşımları ülkemizin durumunu yansıtmıyor, açık söyleyeyim. Onların raporunda yer verdikleri gibi bir sıkıntısı söz konusu değil. Olayın içinde yaşayan şahsım ve ülkemdir. Bana bu iş biraz ısmarlama geliyor, açıkça söyleyeyim'' yorumunda bulundu.
Türkiye'nin, ABD Merkez Bankası'ndan kredi istemesi gibi bir durumun oluşup-oluşmayacağı yönündeki bir soru üzerine Erdoğan, ''Kısa vadeli değil de orta denecek vadeli imkan doğarsa bunu değerlendirmek isteriz. Böyle bir fırsat olması halinde değerlendirebilir'' karşılığını verdi.
Öke yandan dünya üzerinde yaşanan gelişmeleri de değerlendirmesi istenen Başbakan Erdoğan, Kafkaslar'daki son durum, İran'a ilişkin gelişmeler ve AB-Kıbrıs sorunu üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Başbakan Erdoğan, Gürcistan'ın toprak bütünlüğünün korunması noktasında Türkiye'nin büyük bir desteğinin bulunduğunu kaydederek, bunun sağlanması için gerekli çalışmaların devam ettiğini söyledi. Erdoğan, "Zannediyorum olumlu sinyaller var. Biz devamı gayretindeyiz. ABD de elinden gelen gayreti gösterecektir. Azerbaycan-Ermenistan sorunu çözülürse, Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunun çözümünü getirir. Rusya-Gürcistan sorununu da gidermiş oluruz'' dedi.
Rusya-Gürcistan arasındaki gerginliğin ardından Montrö Anlaşması şartlarına uygun olarak davrandıklarını, anlaşmanın dışına çıkılmadığını vurgulayan Erdoğan, Karadeniz'e ilişkin olarak ''Hiçbir ülke anlaşma şartlarını zorlamadı. Geçişler buna göre yapıldı. Karadeniz'de kalışlar buna göre oldu. Karadeniz'in barış denizi olarak korunması açısından iyi bir uygulamaydı. Temennim odur ki bundan sonra da sıkıntı olmaz'' açıklamasında bulundu.
Türkiye AB ilişkileri ile mevcut ekonomik kriz arasındaki bağlantının önümüzdeki günlere ne şekilde yansıyacağı yönünde gelen sorular karşısında Erdoğan, bunun sürece olumsuz etkisinin söz konusu olmadığını belirterek, ''33 fasıl var, üzerinde çalışmaları devam ettiriyoruz. Açılan 8 faslın içinde biri geçici olarak kapatıldı. Fransa dönem başkanlığında asgari iki fasıl yine açılacak. Ardından Çek Cumhuriyeti dönem başkanlığı geliyor. 2009 ikinci yarısında İsveç dönem başkanlığı geliyor. Çok daha farklı verimli bir süreç yaşayacağımıza inanıyorum. Fasıl müzakeresinde gayret eden, dersini iyi çalışan bir ülkeyiz. Özgüveni olan bir ülke konumundayız. Bu müzakerelere de arkadaşlarımız bu özgüven içinde gidiyorlar. Gerek komisyon, gerekse liderler burada değerlendirme yapıp karar veriyor. Tek beklentimiz, bu müzakere sürecine siyasi yaklaşım yapmak suretiyle engel konulmaması ve sürecin uzatılmamasıdır. Siyasi yaklaşımlarla Kıbrıs'ı da burada engel koymak suretiyle hızımızı kesmeye çalışanlar var. Durmak yok.
Yola devam diyoruz'' şeklinde yanıt verdi.
Kıbrıs konusunda; ''3 Eylül'de başlayan süreci destekliyoruz. İyimseriz, iyimser olmak istiyoruz. Neticeye varılmasını istiyoruz. 2004'ten bu yana destekleyen taraf olduk. Annan planını Kuzey Kıbrıs yüzde 65, Güney yüzde 75 destekledi. Güney ödüllendirildi AB'ye üye kaydedildi. Kuzey Kıbrıs hala cezalandırılmaya devam ediyor. Adalet anlayışıyla pek uyumlu değil. O süreçteki yanlışlar devam etmesin istiyoruz. 3 Eylül sürecinde Kuzey Kıbrıs ve Türkiye iyi niyetle elinden gelen gayreti yine gösteriyor" diyen Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın da bu duruma karşılık vermesi halinde çözüme gidilebileceğinin altını çizdi.
Erdoğan'ın en ayrıntılı yanıt verdiği sorulardan biri de Türkiye ile Irak'ın kuzeyindeki yönetimi arasındaki durum oldu. Erdoğan, bu soruya Türkiye'nin muhatabının, Irak'taki merkezi yönetim olduğu şeklinde yanıt verdi ve Kuzey Irak ile alt düzeyde görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Erdoğan, ''Anayasal olarak kabul edilmiş olan bir yerel yönetim orada söz konusu. Muhatap merkezi yönetim. Son olarak Irak merkezi yönetimiyle üst düzey stratejik konsey anlaşması imzaladık. Yılda bir kere başbakanlar düzeyinde üç kez icracı bakanlar düzeyinde toplantılar yapıyoruz. Bu toplantılarla birlikte siyasi, askeri, ekonomik, kültürel neler yapabiliriz çalışmaları yapılıyor. Verimli bir şekilde devam ediyor. Aynı verimlilikte devam edeceği kanaatindeyim. Bu tabii enerji alanını kapsıyor, ciddi görüşmeler var. İnanıyorum ki Irak'ın geleceğine yönelik çalışmalarımızda Irak'ın inşasında Türkiye olarak büyük bir görev yerine getirmiş olacağız'' ifadelerini kullandı.
Bu haber 12 kez okundu.
|
.Rizeyi canlı izle
|



